Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Mevdudi

Çağa İz Bırakan Müslüman Önderler’in yeni kitabı Mevdudi. Tefhimu’l Kur’an ve Tercümanu’l Kur’an en çok okuduğum tefsir ve mealdir. Yazarını daha yakından tanımak için sıraya bu kitabı aldım. Mevdudi Pakistanlı bir gazeteci, yazar, siyasetçi ve din alimi. 1903 yılında Pakistan’da dünyaya geliyor. Babasının vefatı ile hayatın zorulukları ile baş başa kalıyor. Genç yaşta başladığı gazeteciliğe tüm ömrü boyunca devam ediyor. Bu yolla yazdığı yüzlerce eser Pakistan’ın kuruluşunda ve sonrasında Müslüman kesimin düşüncesinin esaslarını oluşturuyor. Şu yazıyı klavyeyle yazarken düşünmeden edemiyorum. Acaba hayatlarını sürekli üretmekle geçirmiş olan böylesi insanlar bu tür teknolojilere sahip olsalardı verdiklerinin kaç katı eserler üretirlerdi? Klavyeyle yazmak normak kalemle yazmaktan çok daha hızlı ve neşredilip çoğaltılması da o ölçüde kolay.

Mevdudi genç yaşında gazeteciliğe başlar. Çeşitli gazete ve dergilerin yayınlanmasında çalışır ve makaleler yazar. Bir yandan okuma, tercüme etme, öğrenme faaliyetleri yaparken diğer yandan öğrendiklerini insanlarla paylaşır. Hapishane dönemleri dahil okumayı ve yazmayı asla bırakmaz. Hindistan’daki Müslümanların kurtuluş savaşımız sırasında bize gönderdikleri o meşhur paranın toplanmasında aktif rol oynar. Hindistandaki Müslüman-hintli geriliminin sürdüğü yıllar boyunca fikirleriyle hadiselere ışık tutmuş, insanları örgütlemiştir. Hintlilerin Müslümanlığa karşı yaptıkları eleştirileri kalemiyle yanıtlamış, İslam’ın savunuculuğunu yapmıştır. Otuz yaşında hayatının büyük kısmı boyunca yayınlayacağı Tercümanü’l Kur’an dergisini yayınlamaya başlar. 39 yaşında Cemaat-i İslami hareketinin kurucu heyetinde yer alır ve otuz sene sonra kendisi bırakana kadar bu cemaatin liderliğini yürütür. Pakistan devleti kurulduktan sonra devletin İslami bir anayasa temelinde işlemesi gerekliliği üzerine çaba gösterir. Cemaati partileştirip seçimlere girer. Çeşitli baskılara rağmen yılmayarak fikirlerini savunur.

Cemaati-i İslami’nin amaçları ise şu dört noktada toplandı:

a. İlahi değerler ve prensiplerin ışınında insan düşüncesini yeniden şeillendirmek.
b. Ferdin ıslahı.
c. Toplumun bütün kurumlarını ıslah etmek.
d. Devlet sisteminin ıslahı, yani ilahi nizamın tesisi.

Cemaat-i İslami bugüne kadar kimseye kafir dememiştir. Kimseye karşı küfür fetvası vermemiştir. Bizim hareketimiz boyunca biri hakkında ileri geri konuştuğumuz ispatlanamaz.

Kitabın yazarı Turan Kışlakçı. 173 sayfalık kitapta bir tutarsızlık gördüğüm için yukarıdaki cümleyle ilgili bir yorumda bulunmak istiyorum. Sanırım yazar kendi düşüncesini Mevdudi ile birleştirmeye kallkmış ve bu tutarsızlığa sebep olmuş. Mevdudi kimse hakkında ileri geri konuşmuyor ama kitabın bir yerinde hadis inkarcılarının fitnelerinden bahsediliyor. Mevdudi okuduğum kadarıyla tüm İslami akımlara karşı ılımlı davranmış yeri gelmiş Şia alimleriyle de görüşmüş kitaba göre. Hadisi inkar etmemek ayrı şeydir inkar edene fitneci demek ayrı şeydir. Başka fikri kabul etmemek ve aksini savunmakla karşıdakine fitneci demek aynı şey değildir. Bunu yazarın hatası olarak görüyorum.

Doğrusunu sorarsanız bugün İslam’a kim hizmet etmek istiyorsa ona Vahhabilik damgası vuruluyor. Vahhabilik konusunda benim bildiğim sadece bu kadardır. Söylediklerimizin hepsi ortadadır. Başkalarına çamur atmaktan hoşlananlara Allah’tan korkmalarını öneriyorum. Çünkü bir gün bütün bunlar için Cenab-ı Hakk’a hesap vermek zorunda kalacaksınız.

Kanaatimce yabancı sermayenin tek kuruşunun bile ülkeye girmesi tehlikelidir. Bütün kalkınmalar öz kaynaklarımızla olmalıdır.

Eğer bir toplumda önderler zalim yöneticilere boyun eğer ve af dilemeye başlarsa memlekette adalet ve insanf diye bir şey kalmaz.

Ülkemizde misyoner okulları öyle bir nesil yetiştirmektedir ki bunlar ne Hıristiyanlığı benimsemekte ne de Müslüman olarak kalmaktadır. Bilakis kendi ahlak ve davranışları, dil ve hayat tarzı itibariyle yabancı biri olup çıkmaktadır. 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın