98 senesinde üniversiteye başladım. İstanbul birçok insan için bir rüya şehridir. İsteyenin Mevla’sını da belasını da bulabileceği bu şehirde benim aradığım çoğunlukla kitaplar olmuştu. Hayatının büyük kısmını Malatya’da geçirmiş birisi için doğal bir arayış.

İstanbul’a ilk gidişimde hemen Beyazıt’a gittim. Meşhur Sahaflar Çarşısı sahaflardan ziyada KPSS, ÖSS hazırlık kitapları satıyordu ama olsun. Yolun karşısında halen sahafların bulunduğu kitapçılar çarşısı mevcuttu. Bunun dışında Galatasaray’da, Kadıköy’de, Beşiktaş’ta sahafların yoğun olduğu yerler vardı. Rastgele bir pasajda bir sahaf bulma ihtimali de her zaman oluyordu. Büyük kitapçılar merkezlerde, yayınevleri Cağaloğlu civarındaydı. Boğaziçi Üniversitesinin kocaman kütüphanesi de cabasıydı.

Aynı sene Kasım ayını iple çekiyordum. Haberlerini o zamana kadar medyadan takip edip gıpta ile baktığım Tüyap Kitap Fuarı’nı nihayet gezebilecektim. Yağmurlu bir Kasım günü kendimi Tepebaşı’ndaki fuara attıktan sonra zaman benim için donmuştu artık. Yayınevi stantları yüzlerceydi. Adını duyduğum ve fakat zihnimde ete kemiğe büründüremediğim onlarca yazar kitaplarını imzalıyorlardı. Fazıl Hüsnü Dağlarca örneğin. Edebiyat kitaplarında ismini gördüğüm tarihi bir kahraman karşımda kanlı canlı duruyordu. O gün Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya “Çocuk ve Allah” kitabını imzalattım. Hayatımın en mutlu günlerinden biriydi.

Malatya’da kitaba ulaşmak kolay olmuyor. Bir elin parmağını geçmeyecek kadar az iyi kitapçı var. Almak istediğiniz bir kitabı da her zaman bulmanız mümkün olmuyor. İstetiyorsunuz geliyor, ya da internetten sipariş verip bekliyorsunuz. Kitabı elinize alıp dokunamıyor, sayfalarını karıştıramıyorsunuz. Bir okur için kitap kokusu en güzel rayihadır halbuki. Kâğıdın, tutkalın kokusu en güzel çiçekten daha güzeldir.

Geçen hafta Malatya’da olmayacak bir şey oldu. Malatya Kitap fuarı bir rüyanın gerçek olması gibi bir şeydi. Yüzlerce yayınevinin arasında yine zaman ve mekan kavramını yitirdim. Malatya’da değildim sanki. Taşıyabileceğim kadar kitap alıp ertesi gün bir daha gelmek üzere evimin yolunu tuttum. Sonra bir daha gittim, sonra bir daha gittim. Fuar alanı çok güzeldi. Hiçbir ulusal fuar organizasyonunu aratmıyordu. Ramazan aylarında yapılan incik boncuk organizasyonunun bir benzeriyle karşılaşacağımı düşünüp korkmuştum gitmeden. Ama hayır, gerçekten profesyonel bir organizasyon, gerçek bir kitap fuarıyla karşılaştım. Fuarın Malatya’nın kitap kültürüyle ilgili bir milat olacağını düşünüyorum. Her sene iple çekeceğiz fuar günlerini.

Sayın Valimiz Ulvi Saran Malatya’da göreve başladıktan sonra şehrimizin çehresi değişti neredeyse. Hiç durmadan Malatya için bir şeyler yapmaya çalışıyor valimiz. Bir bakıyorsunuz Beydağı ağaçlanmaya başlamış bir bakıyorsunuz Malatya günleri etkinliği düzenlenmiş. Malatya’da film festivali düzenleniyor artık. Tarım tekno kentinden kayısı akreditasyon çalışmasına kadar birçok “Ulvi Saran” projesini başka bir yazıda zikretmemiz şart oldu artık. Şimdilik kendisine bu fuar fikrinden ve organizasyonundan dolayı teşekkür ediyorum.