Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

İnsanın Koltukla İmtihanı

Unvan o kadar sihirli bir şeydir ki, Darwin fiziksel evrim yerine psikolojik bir evrim üzerine kursa idi teorisini, ruhun unvan sayesinde nasıl evrim geçirdiğini o kadar kesin ispatlardı ki, Harun Yahya bile şapka çıkarırdı karşısında. Çok kesindir, çok gerçektir ve tarihin her dönemi örnekleriyle bir ispat hazinesidir unvan sahibi olan insanın geçirdiği evrimle ilgili.

Konunun temellerini tarihte bulmak mümkün. İdareci sınıfların ortaya çıktığı devirlerde ortaya çıktı unvanlar. Kral, Şah, Bey, Kont, Padişah… Unvanların çekicilikleri nispetinde de taliplileri ortaya çıktı. Ortaokul tarih kitaplarının değişmez mottosudur taht kavgaları. Taht kavgaları yüzünden dağılan devletler, imparatorluklar. Taht kavgası yüzünden dökülen kanlar, ölen yüz binlerce, milyonlarca insan. Bu kadar milyon insanın ölümüne sebep olan bir avuç taht, koltuk, makam sevdalısından başka kimse değil. Kişisel egolarını tatmin etmek için insanlara yutturdukları yalanlar, sadece bir amaç uğrunaydı. O koltuğa yerleşebilmek.

Koltuk savaşları çok uzakta kalmadı. Görünürde daha medeni, fakat gerçekte daha vahşi bir şekilde devam ediyor. Bir makamın göz dikeninin olması için var olması yetiyor. Devlet bir adi işler müdürlüğü açsa kapısında kuyruklar oluşur yerleşebilmek için. Yeter ki bir koltuk olsun, yeter ki kartvizite yazılabilecek bir unvan olsun. Diğer insanların karşısında üstünlük kurulabilecek bir opsiyon olsun da adı ne olursa olsun. Koltuğun büyüklüğüne göre de vahşet büyüyor, gözler kapanıyor, yürekler sadece bir amaca odaklanıyor. En basit müdürlükten en yüksek yöneticiliğe kadar, en düşük siyasi makamdan siyasetin zirvesindeki makamlara kadar her koltuğun ayrı bir cazibesi, ayrı bir sihri var.

Makamın efsununu makamda oturandan anlayabilirsiniz zaten. İnsan için en zor imtihanlardan birisi olsa gerek unvan sahibi olduktan sonraki tavır ve hareketleri. Çocukluk yıllarında patlak bir topun arkasında beraberce top koşturduğunuz birisini yıllardan sonra bir mevkide gördüğünüz zaman sizi tanımaması muhtemeldir. Burnundan akan sümüğü temizlemekten aciz bir çocukken elinden tuttuğunuz birisi büyüyüp Everest tepesi olarak karşınıza çıkabilir her an. İşte o an o kadar küçük kalırsınız ki karşısında sizi göremez bile. En belirgin örneği üniversiteyi yeni bitiren gençlerdir bu unvan evriminin. Maaş almaya başlayıp adına kartvizit basılan gencimiz adeta adına hutbe okutulan padişah gibi olur bir anda.

Unvan sonrası insan hallerinin en bariz özelliği bünyesinde barındırdığı ölçülemez miktardaki kibirdir. Kendiyle aynı DNA’ya sahip milyarlarca insanın varlığı artık sineklerin varlığı ile eşdeğerdir bir koltuğa kavuşmuş insan için. Küçük dağları kendisi yaratmıştır, belki de büyüklerini bile kendisi yaratmış olabilir. Kişilik yapısı itibariyle mükemmele ulaşmıştır. Tevazu dolu cümlelerin titreşiminde kibrin kokusunu alabilirsiniz. Öyle bir hal alır ki hastalıklı koltuğa oturmuşluk duygusu, artık oturulan koltuğun sorumlulukları ortadan kalkmıştır. Sadece koltuktaki insanın mükemmelliği kalmıştır geriye. Makamın sorumluluklarının sırası ego tatmininin birinci sırada olduğu listede çok çok gerilerdedir artık. Önce emirler verilecek, pohpohlanmalar beklenecek, aynada kişilikler daha bir hayranlıkla süzülecek ve geri kalan dünyanın da hayranlıkları beklenecektir. Sorumluluklar nasıl olsa dâhiyane bir şekilde yerine getirilecektir.

Gülünç olan unvanların dağıtım şeklidir. Yeteneğe göre sorumluluğun verilmediği bir zamanda unvanlar yakınlığa, akrabalığa, dostluğa, fikirdaşlığa göre dağıtılır. Bu sayede koltuk sahibi olmuş koltuk sevdalısı kendine de sevdalı olur fakat liyakat hakkında minicik bir şüphe bile geçmez aklından. Böylelikle işler sarpa sarsa da, yapılması gerekenler yarım yamalak yapılsa da görmezden gelinir aynı bağlantılar marifetiyle. Koltuk sevdası aynı hızıyla sürüp gider insanlık tarihinin başından beri sürüp geldiği gibi. Bu konuda imtihana tabi tutulanlar da yüzde doksan dokuz kaybederler lakin efsunlanmış oldukları için farkında olamazlar hiçbir zaman.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Comments are closed.