Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Hüdayinabit

     Süleyman Çobanoğlu ismini duyunca yıllar öncesine gittim. Şairmiş, televizyon programı yapıyormuş vs. Benim televizyonla çok aram yok oldum olası. Çok boş ya da çok mecbur kalınca açar, duygusuzca zapping yapar, çabucak sıkılır kapatırım. Bu yüzden Süleyman abimin ne durumda olduğunu bilmiyordum. Benim hatırladığım yıllar öncesinde bir Ramazan ayı. Yalnız başıma kalıyordum. Sahular yalnız, iftarlar yalnız. İftara bir saat kala ıspanağımı haşlar bir yandan da çorbayı kaynamaya bırakırdım. Çorba kaynar, ıspanak kavrulur. Ertesi gün de yemeğin kalanı iftar olacaktır. Gece üç gibi uyanır patates kızartırdım. Patates kızartırken bir yandan da ağlardım. Yalnız olduğumdan mı, duygularımın henüz nasır tutmamış olmasından mı bilmiyorum. Radyom vardı bir tane ufak. Genelde TRT dinlerim ama Ramazan’da saz eserleri pek dinlenmiyor. Bir kanal bulmuştum, sabit onu dinliyordum. Yalnızlığıma merhem sürüyordu. Gece uyanıp patates soyuyordum. “Sen Yoktun” diye bir şiir çalıyordu arada. Dinlerken kesin ağlıyordum. Aynı radyoda aynı spiker konuşuyordu. O konuşurken rahatlıyor, mutlu oluyordum. Patatesimi kızartıp çayımı demleyip sahurumu yapıyordum.  Bu adam kim diye merak dahi etmiyordum. Güzel bir ses tonu ve insanı eğlendiren bir sohbeti vardı. İnsanlara takılıp ince espriler yapıyordu. Bazen kahkahayla gülüyordum. Sonraları merak ettim bu adam kimdir diye. Adının Süleyman Çobanoğlu olduğunu öğrendim. O Ramazan dostluğu namına Süleyman abi dedim kendisine. Meğer aynı zamanda şairmiş de. Şiir kitabını görünce hemen aldım, okudum.

Şiir konusunda herkesin farklı zevkleri var diye düşünüyorum. Mesela benim tarzıma daha çok Necip Fazıl uyuyor. Daha anlaşılır ve vurucu sözlerden oluşan şiirleri seviyorum. Süleyman Çobanoğlu’nun şiiri bana göre değil – üzülerek söylüyorum. İsmet Özel, benden sonra bir şair geldiyse o da Süleyman Çobanoğlu’dur demiş. Ben İsmet Özel’i de çok sevmem. İsmet Özel seviyorum demek bana ayrı bir karizma katacaksa sevdiğim yalanını söyleyeyim ama sevmiyorum işte. Süleyman Çobanoğlu’nun şiirini bir arkadaşımın şiirlerini okur gibi okudum. Bana hitap etmiyor ama olsun. Süleyman abim yazmış, ben de okudum.

senin bakışlarından arta kalan bir şey var
ben varım, çıraklar var, yarım simit, cenaze
ve beyaz şeritlerin biteviye müziği;
kepazeyim, kepazesin, kepazeyiz, kepaze.
…………………………………………………
böyle hepinizi sevebilirim
omuzu gümüşlü dilber Reyhan’ı
bir yanım çürümüş ya Allah kerim
bürümüş bir şaki gece her yanı
……………………………………..
bir gün buluşuruz — geride gençlik
ılık avucunda o bir topak kar
ummak bir ummandır korkma Mualla
bu sonsuz.bu gülüş. ebedî bahar.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın