1514 senesinde Çaldıran ovasında Osmanlı ordusu ile Safevi ordusu karşı karşıya geldi. Ağır silahlı süvarilerden oluşan Safevi ordusu çoğunluğu yaya yeniçerilerden oluşan Osmanlı ordusunu görünce sevinmişlerdi belki de. Bu kadar kalabalık bir süvari ordusunun karşısına yaya bir ordu ile çıkmak delilikti. Fakat yeniçeriler arkalarında gizledikleri topları ortaya çıkarınca iş değişti. Toplar kale kuşatmalarında ya da savunmada yaygın olarak kullanılıyordu belki ama bir meydan savaşında topların kullanılabileceğini düşünmemişlerdi. O gün Safevi ordusu tarihinin en acı mağlubiyetini tattı. Geride kalanlar uzun yıllar ağıtlar yaktı kaybettiklerine. Aynı senaryo hadiseden iki sene sonra Mısır’da yaşandı. Safevilere göre daha gelişmiş bir orduya sahip olan Memluklular de savaşlarda top kullanıyorlardı. Fakat onların topları Osmanlı’daki gibi hareketli değil sabit toplardı. Sonuç onlar için de hüsran oldu.

Bilim her zaman için gelişmenin birincil anahtarı olmuştur. Osmanlı Devletini bir dönem dünyanın en gelişmiş olan devleti yapan güç bilim ve teknolojideki ilerlemeleriydi. Bilim ve teknolojide kim ileri gittiyse döneminin en güçlü devleti de o olmuştur her zaman. Büyük devlet olmanın sırrı budur. Bir zamanlar üzerinde yaşadığımız bu topraklar bilim ve eğitimin beşiğiydi. Eğitim konusunda ilerlemiş bir toplumun diğer tüm alanlarda da ilerlemesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Eğitimde önde olduğu için askerlikte de sanatta da bilimde de ekonomide de ve akla gelecek her konuda diğer devletlerden çok ilerideydi Osmanlı. Sadece Osmanlı da değil, dünya tarihinde eğitimin üzerine kim daha fazla eğildi ise büyük güç de o olmuştur.

Bugünün dünyasına baktığımız zaman eğitim konusunda bayrağı Amerika ve İngiltere’nin taşıdığını görüyoruz. Her yıl yapılan araştırmalar var dünyanın en iyi üniversitelerini belirlemek için. Bu araştırmaların en güncellerine göre dünyanın en iyi ilk 200 üniversitesi arasında 53 tane Amerikan, 28 tane de İngiliz üniversitesi var. Bu listelere ne yazık ki Türk üniversiteleri giremiyor. Akademik olarak ne yazık ki başarılı değiliz. Bu da bizim birçok alanda dünyanın diğer ülkelerinden neden daha geride kalmış olduğumuzu en güzel şekilde ifade ediyor.

IMF’nin 2009 istatistiklerine göre Türkiye kişi başına milli gelir açısından bakıldığı zaman dünyada 66. Sırayı işgal ediyor. Her ne kadar GSMH hesabında göre ilk 20’ye girsek de bunu kişilere böldüğümüz zaman çok gerilere düşüyoruz. Aynı istatistiklerde ilk sıraları paylaşan ülkelere baktığımız zaman görüyoruz ki en iyi üniversiteler sıralamasına giren üniversitelerin bulunduğu ülkelerle neredeyse aynı. Hangi ülke eğitimde ilerlemişse o ülke ekonomisini de geliştirmiş durumda.

Gelişmişliğin birincil kriteri maddi güçtür. Zenginlik geçmişte olduğu gibi bugün de gelişmişliğin en büyük kriteridir. Bugün dünyanın en zengin ülkesi en iyi üniversiteler listesinde 53 üniversitesi bulunan Amerika’dır. Çin her ne kadar sosyal olarak kalkınmış sayılmasa da en iyi 200 üniversitenin içinde 7 tane üniversitesi vardır ve ekonomik güç olarak dünyada ikinci sıradadır. Japonya dünyada ekonomik olarak üçüncü sıradadır ve 11 üniversitesi listeye girmiştir. Listeyi uzatarak birebir karşılaştırmak mümkün fakat tablo aşikâr bir şekilde ortada. Kim eğitimde ilerlemişse zengin de o, güçlü de o, sözü geçen de o. Türkiye’mizin dünyada sözü geçen bir ülke olmasını istiyorsak, ilerlemek, müreffeh olmak, güçlü olmak istiyorsak bizim de yapacağımız tek şey belli. Eğitime daha fazla önem vermek, bilim ve teknolojide gidebildiğimiz kadar ileri gitmek ve neticede bu topraklardan alınmış olan ilerleme bayrağını tekrar ana yurdunda getirmek.