Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Bahar Düşünceleri

Yine bahar geldi. İnşaat mevsimi açıldı. Baharın geldiğini kuş seslerinden, havadan, zamansız esen hasta edici rüzgarlardan ya da güneşli yağmurlardan anlayabilir insan. Ben inşaat seslerinden anlıyorum baharı. Her bahar yeni temeller atılır. Beton dökülür sonra da kalıp çakılır. Çekicin çiviye düzenli bir şekilde vurma sesleri yükselir her mahalleden. Tak tak tak tak tak. Pazar günleri dahi çalışır inşaatlar. Bir kış boyunca yaşanan işsizliğin sıkıntısını atmak istercesine hızla başlarlar işe. Yaz aylarındaki çalışmanın eziyetini düşünerek vururlar çekiçlerini çivilere işçiler. Dünya çok gelişmiş bir televizyon olsa ve tüm diğer sesleri ortadan kaldırsak, sadece inşaatlardan gelen seslere kulak versek, herhalde dünyanın her yerinde aynı olacak olan o sesi dinleriz. Şehrin üzerinde bir çekiç sesi uğultusu yükselir. Sonra da inşaat işçilerinin kendi aralarındaki konuşmaları, bağrışları. İşçilerin diğer sesleri bastırmak için hep yüksek seslerle kurduğu cümleler karışır sonra uğultunun içine.

Hiçbirşeyin soyutlanamaması ne kötü. Halbuki ara sıra tüm sesleri kısabilmek lazım. Bazen sadece araba seslerini bazense sadece kuş seslerini dinleyebilmeli insan kendi şehrinde, kendi hayatında. Seçme özgürlüğü şehirde yoktur. Şehrin dışında ise tabiat sesleri, -bir açıdan sessizlik- tek seçenektir. Yine de tüm gürültüsüne rağmen şehirlerin apayrı bir cazibesi vardır. Bir köyde ya da kasabada kendi isteği ile yaşayan insan sayısı çok azdır. Kırsalda yaşayan herkes bir yolunu bulup şehire gelmek ister, en azından ara sıra gelmek, bir bağlantıyı asla koparmamak diğer seçeneklerdir. İnsanlar tarlada tapanda çalışmak yerine şehirde bir fabrikada çalışmayı yeğlerler. Şehrin cazibesi apayrıdır. Gürültüsü, kalabalığı, zorlukları ile şehir içinde yaşayan insana bir kendine güvenme hissi verir. Kırsaldan şehre göçmüş olan insan buraya gelip ayakta kalabilmiş olmanın gururu ile yaşar. Kıt kanaat da geçinse, bin türlü zorluğa da katlansa bu binlerin, onbinlerin, yüzbinlerin arasında bir birey olmuş ve ayakta kalabilmiştir. Doğuştan şehirli olanların bakış açısı ise daha farklıdır. Onlar için şehir vazgeçilemez bir yaşam biçimidir zira döngülerinin başlangıcıdır. Buradan hareket edecekleri alternatif yer illa ki başka ve mümkünse daha büyük bir şehir olacaktır. Bir şehirliyi köye götürüp yaşatmak zorunda bırakırsanız doğal ortamından ayrılmış egzotik bir hayvan gibi çürüyüp gidecektir. Onun gitmesi gereken yer elbette ki daha büyük bir şehirdir.

İnsanlığın ilerleme serüveni kentleşme, kentlileşme serüvenidir. Başarının en temel kriterlerinden birisi de yaşanılan mekanda yapılmış olan değişikliktir. Bir insan doğduğu yerde ölüyorsa insanlığın inkişafına hiçbir katkıda bulunamamıştır. Daha büyük denizlere açıldığı zaman başarılı olmuş ve toplum tarafından da başarılı addedilmiştir. Köylü şehre gidip ticaret atılmışsa başarılıdır. Şehirde hamallık da yapsa inşaatlarda çivi de çaksa hemşehrileri tarafından başarılı olarak düşünülecektir. Bir şehirde yaşayan bir insan kalkıp daha büyük bir şehre gittiyse ve ne olursa olsun geri dönmeden orada kaldı ise arkasında başarı hikayeleri yazılacaktır. Bir memlekette yaşayan bir insan bütün şartlarını zorlayarak başka bir ülkeye, başka bir kıtaya gitmişse, orada yaptığı ne olursa olsun kendi memleketinde bir efsanedir. Çünkü gelişmenin, ilerlemenin birincil şartı hicrettir.

Hicret yeni şeyler öğrenmenin de kapısıdır. İnsan asli vatanında yeni şeyler öğrenemez. Öğrenmek için gitmesi, emek çekmesi şarttır. Büyük ilim adamlarından bahsederken hep hangi ülkelere gidip kimlerden eğitim aldıkları anlatılır. Doğduğu yerde eğitimini tamamlayan, ya da eğitimini dışarıdan alıp da doğduğu yere dönen hiçbir büyük adam tarihe kaydedilmemiştir. Hiçkimse hicret etmeden büyük olmamıştır, hiçkimse hicret etmeden kahraman olmamıştır, zengin olmamıştır. Yerel büyükler her zaman dağların yanında esamisi bile okunmayan tepecikler olarak kalmışlardır ve kalmaya devam edeceklerdir.

Yine bahar geldi ve inşaat sezonu açıldı. Biz o inşaatlarda vurulan çekiçlerin seslerinde aslında koskoca bir göçün ayak seslerini dinliyoruz. Küçük bir kasabadan yahut köyden kalkılıp koca bir şehre gelinmiş ve tutunulmuştur. Artık toprakla uğraşma devri bitmiş, ticaretle, eğitimle, zanaatle uğraşma devri başlamıştır. Hicretin orta yeridir. Bir sonraki kuşak da hicret edebildiği kadar ilerleyecek, başka şehirlere, başka ülkelere yelken açacak, yepneyi ufuklar edinecektir. İnsanlığın gelişmesininin binlerce yıldır değişmeyen o ilk adımı tekrar tekrar atılmaya devam edecektir. Gelişilecek, ilerlenecek, büyük olunacaktır. Hepsinin de başlangıcında var olan şey bir hicretin eziyeti olacaktır. Bazen yük taşınan bir sırtta, bazen tahtaya çakılan bir çivide.

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Comments are closed.