Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Tatar Çölü

colTeğmen Giovanni Drago, Bastiani kalesine vardığı zaman tarifsiz bir sıkıntıya kapılır. Burada bir saniye bile durmak istemez. Genç, yeni mezun teğmen, burada geleceği için olumlu hiçbirşey göremez. Lakin siciline olumsuz bir yansıması olmasın diye dört aylığına bu unutulmuş sınır kalesinde kalmaya razı olur.

Bastiani kalesi ülkenin en kuzeyinde, uçsuz bucaksız bir çöle bakan kayalık dağların arasındaki bir geçide kurulmuştur. En yakın yerleşim yerine üç gün uzaklıktaki bu kale olmayan bir yere benzemektedir. Drago zamanla fark eder ki burada kalan askerlerin kafasında hep aynı şey var. Bir gün kuzeyden Tatarlar saldıracaktır ve onlar da kaleyi müdafaa ederek büyük kahramanlıklara imza atacak ve tarihe geçeceklerdir. Bunun için yıllarca beklemiş ve bekleyecek insanlar mevcuttur.

Günler hep aynı rutin ve sıkı disiplin içerisinde geçer. Sarnıcın sesi geceleri hep aynıdır. Bütün kale büyük bir sessizliğe boğulur. Nöbetler hep aynı disiplin içerisinde tutulur. Parolalar her gün değişir, parolayı unutan bir asker gerekirse vurulur yine de askeri disiplinden taviz verilemez. Bütün subaylar her gün gözlerini kısarak çölün en uzak noktalarını tararlar. Bir gün muhakkak Tatarlar saldıracaktır.

Kitap hayatlarımızı iki yönlü irdeliyor gibi. Bir yanı rutine (belki de kadere) boyun eğişimiz, bir yanı da hayatlarımızın hep bir beklentiyle geçişini anlatıyor. Hepimizin küçük hayatlarımızda kocaman beklentileri vardır. Hep bir gün güneşin bizim için, yalnızca bizim için doğacağına inanırız. Belki de en sevdiğimiz bir melodinin eşliğinde doğacaktır ve o günün kahramanı olacağızdır. Ömrümüz bi beklentinin peşinde geçer. Bir gün kahraman olacak, bir gün zengin olacak, bir gün tüm emellerine kavuşacak olan bizler o güne ulaşabilmek için sıradan, rutin, gündelik bir hayatı yaşamayı sürdürürüz. Her gün aynı şeyleri yaparız, uyanmamız, uyumamız, yememiz, içmemiz, gezmemiz, eğlenmemiz, çalışmamız, konuşmamız.. akla gelen herşey alışılmış ve sıradanlaşmız bir aynılığın mahsülüdür. Hayat bize bir zenginlik, mutluluk, ün, aşk, şöhret getirecektir bir gün, bu hayal bizi ayakta tutar, hayata bağlar. Sonda bu sıradanlık zincirinin bir ucunda kahramanlığı ararız. Bütün ömrümüzü bu gün için geçiririz. Fakat kahraman olacağımız yegane gün tabudun içinde eller üzerinde taşınacağımız gündür ki bunu da çok geç fark ederiz.

Teğmen Drago beklemeye koyulur. Neyi beklediğiniz, neden beklediğini kendine ifade etmese bile çok iyi bilmektedir. “Sizin gibileri daha önce de gördüm,” diye devam etti komutan. “Yavaş yavaş kalede kalmaya alıştılar, buraya hapsoldular, hiç kıpırdayamadılar. Sonuçta otuz yaşında kocadılar.” Sonunda yirmibir yaşında girdiği bu kaleye ömrünün en güzel değil, ömrünün tüm yıllarını vermeye başlar. Senelik iznini yaptığı zamanlarda dahi insanların içine karışamamakta, kaleye geri dönmektedir. “Tıpkı bir yabancı gibi şehirde dolaşıp eski arkadaşlarını aradı, her birinin işyerlerinde, büyük şirketlerde ya da siyaset alanındaçok meşgul olduğunu öğrendi. Ona, ciddi ve önemli şeylerden, fabrikalardan, tren yollarından, hastanelerden sözettiler. ….Deniyor ama tüm çabalarına karşın eski sohbetleri, şakaları, kullanılan sözcükleri yeniden hayata geçirmeyi beceremiyordu. Şehrin içinde eski arkadaşlarını bulmak için dolaşıp duruyor ama sonuçta kendisini hep bir kaldırımda tek başına buluyor, akşamın gelmesine daha uzun ve bomboş saatlerin olduğunun farkına varıyordu.” Geçmişte içinde yaşadığı ve normal gördüğü topluma artık yabancılaşmıştır. İletişim kuramaz, kalede alıştığı bekleme rutininden başka bir şeyle kendini avutamaz. Artık bütün dünyadan soyutlanmış, yabanncılamış, kendini sadece düşmanı beklemeye programlamıştır. Tatarlar gelecektir ve Drago kahraman olacaktır.
İtalyan yazar Dino Buzatti’nin 1940 senesinde yazdığı, başyapıtı sayılan Tatar Çölü Türkçe’ye Hülya Tufan tarafından çevirilmiş, 232 sayfa, İletişim Yayınları’ndan çıkmış. Kadere boyun eğme, sıradanlaşma, alışkanlıklar, rutin üzerine ilginç bir kitap okumak isteyenler için tavsiye edilebilecek güzel bir eser.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın