Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Kassandra Damgası

kassandraKassandra, Apollon’un aşkını reddedince onun tarafından cezalandırıldı. Bundan sonra hiç kimse onun kehanetlerine inanmayacaktı. (Eski Yunan mitolojisinden)

Henüz dünyaya emlemiş olan veya bu gün aydınlığında işlenen kötülükleri görmeyen kişi, yaşayan ve gören kişiden daha bahtiyardır. (Eklesiast)

Uzun zamandır bu kitabın keşfedilmesini bekliyorum. Cengiz Aytmatov bu eserini bir roman gibi değil de bir tiyatro eseri gibi yazmış. Diğer kitapları kadar popüler olmasa da Kassandra Damgası, Aytmatov’un (benim açımdan) en dikkat çekici eseri. Baştan sonra bir tiyatro sahnesindeymiş gibi izlenen bir kitap. Belki de yazarımızın doğulu olması, doğulu tarz bir eser ortaya çıkarmış. Keşfedilmesinden kastım da tiyatro eseri haline getirilmesi. Gerçi bir kitabın tiyatro eseri olup olamayacağından pek anlamam, tiyatroya da hayatımda bir-iki sefer gitmişimdir ama hissettiğim o ki bu kitaptan güzel bir tiyatro eseri olur ve sırf izleyebilmek için seyahat ederim.

     Hadise herhangi bir zamanda, günümüzde, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra geçiyor. Ötüken Yayınlarının bastığı kitap ilk baskısını 1997 yılında yapmış. 250 sayfa. Önsözünde kitabın Aytmatov’un son kitabı olduğu söyleniyor. Dolayısı ile zamanı 90’ların başı olarak alabiliriz. Doksanların başında bir zamanda bir Amerikan gazetesine uzaydan bir mektup gelir. Mektup eski bir Sovyet uzay istasyonunda yaşayan ve dünyaya dönmeyi reddeden bir bilim adamı tarafından gönderilmiştir. Kendisini uzay rahibi Filefoy olarak adlandıran bu bilim adamı yaptığı bir keşfi tüm insanlıkla paylaşmak istemektedir. Uzaydan dünyaya gönderdiği bazı ışınlar sayesinde bir şey keşfetmiştir. Dünyanın hızlı çirkinleşmesi ve yaşanılası bir yer olmaktan çıkması yüzünden artık çocuklar doğmak istememektedir. Bunu da annelerinin alnına bir iz bırakarak göstermektedirler. Eğer ki hamiler bir kadın anlında belirtildiği gibi bir iz taşıyorsa bu bebeğin dünyaya gelmek istemediği anlamına gelmektedir ve Filefoy bu ize Kassandra Damgası adı vermektedir. İnsanlığın artık vahşice çevreye zarar vermeyi bırakması, savaşların sona ermesi gerekmektedir. Çocuklar böyle bir dünyaya, savaşların, cinayetlerin, acıların olduğu bir dünyaya gelmek istememektedir. Filefoy’un yolladığı mektup dünya çapında büyük yankılar uyandırır. Bütün dünya isyan eder bu buluşa. Kitabın ilerleyen yerlerinde anketlerle dünya halklarına sorulur ve yüzde seksen Filefoy’un uzay istasyonunun havaya uçurulmasının gerektiğini savunur insanlar. Bu bir açıdan da teorinin ispatıdır. İnsanların gözleri dönmüştür ve doğacak olan çocuklar acılar içinde yaşamaya mahkûm olacaklardır. Bu buluşa bu kadar fazla tepki verilmesi de Kassandra Embriyonlarının ne kadar haklı olduğunun göstergesidir.
     Tüm bunlar olurken meşhur bir fütürolog olan Robert Bork Atlantik üzerinde bir uçakta balinaları izlemektedir. Balinalar da dünyanın kötü gidişine isyan eder bir haldedirler. Toplu halde intihar edip insanları, dünyayı ne kadar hor kullandıkları konusunda ikaz ederler. Robert Bork Amerika’ya döner ve Filefoy’un mektubundan haberdar olur. Konu dikkat çekicidir ve kendisi de aynı şekilde katılmaktadır Filefoy’un dediklerine. İnsanların doğacak olan çocuklarının mesajlarını iyi anlamaları ve kendilerine bir çekidüzen vermeleri gerekmektedir. Fakat Bork’da bu büyük infialden nasibini alacaktır.

Bu olay örgüsünün arasında yazar kahramanlar vasıtasıyla yazar yeryüzündeki kötülükleri eleştirir ve değişik felsefi çıkarımlarda bulunur:

“Eğer yeryüzündeki her bir insan dünyadaki tüm dinlere eşit olarak inanma hürriyetine sahip olabilseydi, her bir insan -eğer Tanrı’ya inanıyorsa- hiçbir kısıtlama getirilmeden aynı derecede ve aynı statü ile tüm dinlere ait olsaydı; tüm dinleri reddeden özel bir tarikatın veya ayrı bir grubun değil de dünya dinlerinin asamblesinin bir üyesi olsaydı ve herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilseydi; aynı zamanda hem Hıristiyan hem Müslüman hem Musevi hem Budist… olsaydı o zaman acaba ferdin hayatı hangi yönde değişirdi?” diyor yazar bir yerde. Tanrı her inanan için aynı Tanrı olduğuna göre insanların inanış şekillerindeki ayrılıklar neden bu kadar kan dökülmesine sebep oluyor demek istiyor. Haçlı seferlerinden günümüzdeki din temelli ayrımlardan kaynaklanan katliamlara kadar, bugüne kadar din adına dökülen bütün kanlar için gözyaşı döküyor. Aslında tüm dinlerin kaynağı insan sevgisiyken neden kan dökülsün ki?

Filefoy’un teorisine isyan eden insanlara bakıyor. Aslında dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağı insanken insanlar bunu asla kabul etmiyorlar. Hataları yüzlerine vurulduğu için galeyana geliyorlar. “Yeryüzünde biz insanlar dışında kötülük kaynağı yoktur. Ama her insan kötülüğü kendisi, kendi ailesi, nesli, milleti, devleti, ırkı, ideolojisi dışında, yani bir başkasında görüyor”. “Zaaflarımız ve kaprislerimiz yüzünden gerçekleri görmek istemiyoruz”.

Siyasileri de unutmuyor yazar. Siyasetçilerin de gerçekleri bilseler dahi menfaatleri uğruna, oy uğruna bunları görmezden geldiklerini gözler önüne seriyor.

Daha sonra bilim adamlarının dünyanın bu hale gelmesine nasıl sebep olduklarını anlatıyor. “Bilim duyarsızca keşiflerin dahiyaneliği ile amellerin caniyaneliği arasında cambazlık yapıyor”. Atom bombasını keşfeden bilim adamı keşfinin sonucunu düşüneceğine keşfin büyüsüne kaptırıyor kendini. Bilim adamları insanlığın kendi sonunu hazırlamasını hızlandırıyor. Hâlbuki yazara göre bilimin amacı hakikati anlamak olmalı. Hakikat her şeyden değerli olmalı. Yaradılışın amacı devamlı mükemmelleşen idrakimizle dünyayı kavramakken, bilim de bu kavrama işlevinin yanında olmalı, hakikati anlamak için gereken cesaret ve gerçekçiliği sağlamalı.

Bu çerçevede felsefesini çizen yazar neticede okuyucuyu vicdanı ile baş başa bırakıyor. Hiçbir dış etkenin kirletmediği, esir almadığı, hür bir vicdan istiyor ama bunları düşünebilmek için.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın