Mevlid ve Biz

Mevlid Kandili geldi. Uyumakta olduğumuz uykudan şöyle bir anlığına da olsa silkinme, kendimizi bir gözden geçirme vakitlerinden birisi de bu kutlu doğumun yâd edildiği günlerdir. İnsan evladı kendini hayatın akışına bıraktığı zaman çoğu şeyi görmezden geliyor, hayatını yaşaması gereken düzlemden uzaklaştırarak bambaşka düzlemlere taşıyor.

Peygamberimizin dünyayı şereflendirmeleri insanlık tarihi açısından bakıldığı zaman en önemli dönüm noktasıdır. Bu konuda bütün Müslümanlar hemfikirdirler. Fakat hadisenin önemini konuşulurken hikaye, kıssa, efsane dinlemeyi seven bizler için Kisra’nın sarayının on dört balkonunun yer ile yeksan olması, Mecusilerin bin yıldır yanan ateşinin sönmüş olması, kutsal sayılan bir gölün o gece kuruması gibi hadiseler daha fazla ilgi çekicidir. Masal dinleyen çocuklar gibi dinleriz bu olayları; mensubu bulunduğumuz dinin peygamberinin doğumu ile birlikte putperestliği, ateşperestliği yıkacağını işaret edişini düşünür ayrıca gurur duyarız kendimize de pay çıkararak. Peygamberimizin hayatını okuruz, söylediği sözleri, yaptığı işleri ezber ederiz. Keşke biz de o devirlerde yaşamış olsaydık da “Dokunduğu küçük bir nakış da biz olsaydık” diye samimiyetle hayıflanırız.

Efendimizin zamanından bu güne gelene kadar yaşlı dünyamız çok hadise gördü. Efendimizi gördü ve yolcu etti. Onun arkasından takipçileri tarih sahnelerinde yer aldılar. Dinlerini yayıp medeniyetler kurdular. Bilimsel alanda geliştiler, zenginleştiler. Bütün dünyaya hükmeden güçlü devletler kurdular. Abbasilerden Osmanlı’ya kadar birçok ülke kendi çaplarına göre İslama bayraktarlık yaptı. Hepsi de medeniyetin ilerlemesine katkılarda bulundular. Bugüne geldiğimizde dönüp arkamıza bakıyoruz, fersah fersah yol gitmişiz; yaşadığımız hayata bakıyoruz, bir arpadan boyu yol gitmiş olsa idik ancak bu kadar ilerleyebilirdik. O peygamberin takipçilerinin yaşadıkları hayat bu şekilde mi olmalıydı diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Dünyadaki tüm ülkeleri gelişmişlik sıralamasına koyarsak İslam ülkeleri en geride yer bulabiliyor kendilerine. Medeniyete katkı yapan Müslüman bilim adamları yok denecek kadar az. Zenginlikte Müslümanlar en geride, petrol zengini olmasa açlıktan nefesleri kokacak birkaç Arap ülkesi de sadece zengin kelimesini hak ediyor, gelişmişlik noktasında bir Müslümanlığı temsil etmekten aciz durumdalar. Bu işte bir yanlışlık olmalı.

Ümmeti olmakla gurur duyduğumuz peygamberimizi çok iyi takip etmiyor olduğumuz gün gibi ortada. Sürekli çalışmayı, ilerlemeyi tavsiye eden bir peygamberin ümmeti olarak tembelliği düstur edindik, okumayı farz kılan bir peygamberin ümmeti olarak cahilliği başköşeye oturttuk. Yardımlaşmayı, sadaka vermeyi, paylaşmayı her fırsatta tavsiye eden bir peygamberin ümmeti olarak bencilliği ve egoizmi yazdık kimliklerimizin ilk hanesine, ismimizden önce. 13. Yüzyıldan beri Mevlid kandili kutluyoruz, 1989 yılından beri de kutlu doğum haftası etkinlikleri düzenliyoruz. Fakat görünen o ki biz sadece konuşuyoruz, O’ndan bahsedip, O’nu örnek alma konusunda adımlar atmıyoruz. Çalışmıyoruz, didinmiyoruz, işimizde ilerlemiyoruz, ilmimizde ilerlemiyoruz ve hatta dinimizde bile ilerleyemiyoruz. Uzun uzun cümleler kurup bol bol laf üretiyoruz; O’nun gibi olmak için, O’nun emrettiği gibi olmak için attığımız hiçbir doğru adım yok.

Bir kandil daha geldi. Camiler dolup taşacak, Vesilet-ün Necat okunacak. İlahiler söylenecek, ibadetler edilecek. Bu günü ve bizim için kutsal olan bütün günleri senede bir defa gelip de bize sevap kazandırarak giden günler olarak değil de eksikliklerimizi görüp giderme azmi ile hayatımıza devam edeceğimiz günler olarak görmemiz lazım. Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti olmak bir Müslüman olacak şükredeceğimiz en büyük nimettir ama şükrü sadece sözle değil fiiliyatımızla da yapmadığımız sürece gerçekten O’na layık bir ümmet olamayacağımız ve zelil durumlardan kurtulamayacağımız da unutmamamız gereken bir gerçektir.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz