Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Krize İslami Reçete

Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz. Dolayısı ile nihayet derecede muntazam şu kâinat da hâkimsiz değil. Bu kâinatın bir Yaradan’ı var. İnsan sahipsiz olmadığı gibi yönergesiz de değil. Yaratıcı; insanın dünya hayatında karşılaşacağı her problem için bir çözüm yolu göstermiş ve neticede tercihi de insanın kendisine bırakmıştır. Biz insanlar için, eğer bilirsek, Yaradan’ın sözünü dinlemekte bir hayır vardır.
Ekonomik sistemlerden bahsederken Komünizm’den ve Kapitalizm’den bahsettik. Komünizm ölmek üzere olduğu için dünyada şu an için geçerli olan sistem Kapitalizm. Krizlerin ve sorunların çıkış yolunu arayan dünya ekonomistleri sürekli devletlerin neler yapmaları gerektiğinden bahsediyorlar. Yardım paketleri açıklanmalı, sosyal güvenlik sistemlerinde değişiklikler yapılmalı, iç piyasa harcamaları şöyle olmalı, ihracatlar şu seviyelere çıkmalı gibi günü kurtarma eksenli mevzulardan bahsediliyor. Bize göre krizler bu şekilde çözüm bulmaz, sadece ötelenir. Karşılıksız paraların basılması, bilinçsiz krediler dağıtılması ile başlayan bu kriz devletlerin ellerini ceplerine atarak bu balonu patlatmaları ile şimdilik son bulabilir, lakin çözüm insan eksenli olmayınca sorunlar birkaç sene sonra daha şiddetli olarak yeniden gündeme gelir. Aynı sorunları yaşamamak için, üretilecek çözümlerin daha insan eksenli olması gerek. Bakalım dinimiz ekonomik konularda neler söylüyor bize.
En başta İslam faiz alıp vermeyi yasak ediyor. Faiz, sermaye sahibinin emek harcamadan para kazandığı bir enstrüman. Faizin yüksek olduğu piyasalarda sermaye sahipleri yatırım yapıp iş kapısı açacaklarına zahmete ve riske girmeksizin paralarını faize yatırarak kazanç sağlıyorlar. Bugün ülkemizde 4 milyona yakın işsiz var ve küresel krizin en belirgin etkilerinden birisi de işsizlik. Meşhur ekonomist Keynes dahi “Para, İstihdam ve Faiz Genel Teorisi” adlı eserinde: “Faiz, istihdam üzerinde şaşılacak bir etkiye sahiptir, faiz istihdam düzeyini sınırlamaktadır” demektedir. Hatta 1929 senesindeki küresel ekonomik buhranda bir araya gelen ekonomistler istihdamı artırmak için faizi kaldırmayı bile düşünmüştür. Durum ortada, faiz gibi bir kavram olmasa idi bu kadar işsizlik olmayacaktı. Allah’ın sözünü dinlese idik daha az acı çekecektik.
Dinimiz israf etmeyi yasaklamıştır. Araf suresi 31. ayette: “Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.”deniliyor. İsraf açık bir şekilde yasaklanmış. Günümüz ekonomik yapısında çok fazla üretim olduğu için insanlar çok fazla tüketmeye teşvik ediliyor. Çöplere giden ekmek geliyor aklımıza israf denilince. Peki ya çöpe giden cep telefonlarını düşündünüz mü? Ülkemizin milyarlarca doları sadece cep telefonları yüzünden çöpe gitti son yıllarda. Kalem kalem yazarsak yer kalmaz ama israf ettiklerimizi tasarruf etseydik, bu krizlerden bu kadar etkilenmezdik demeden edemiyoruz.
Ülkemizde ve dünyada göze çarpan bir diğer sorun da gelir dağılımındaki adaletsizlik. Türkiye’de nüfusun %1’lik bir kısmı zenginliğin %50’sine sahip. Gelir dağılımındaki bu adaletsizlik her türlü sosyal soruna da kaynaklık ediyor aynı zamanda. Komşusu aç iken tok yatmama örneğini düşünürsek insani sorumluluklar noktasında Allah’ın bizden istediklerinden ne kadar uzak kaldığımızı daha iyi anlarız. Zekât gibi bir müesseseye sahip olan bu din aslında toplumun refah seviyesinin topyekûn yükselmesini öngörüyor. Hazreti Ömer zamanında bu müessesenin uygulanması ile ülke zenginlikte öyle bir noktaya varmıştır ki, yeni doğan bebeklere dahi maaş bağlatılıyordur artık. Zengin olanın malını fakir olanla paylaşması, açlığı, yoksulluğu ve bunların yol açtığı suçları ve acıları ortadan kaldıracak bir çözüm yoludur ki zengin olanın malına da zarar vermez bu durum. Düşünülürse, bilakis faydası vardır. Hem Kuran-ı Kerim’de de değişik ayetlerle mal yığmak kötülenmiştir. Mesela Tevbe suresinin 34. ayetinde: “Altını, gümüşü yığıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları acı bir azabın beklediğini müjdele!” deniliyor. Demek ki mal yığmak Allah’ın hoşuna giden bir davranış değil. Ekonomik açıdan da baktığımız zaman yastık altı tabir ettiğimiz bu paraların ekonomik anlamda hiçbir faydası, ekonomiye hiçbir katkısı yoktur.
İslam her konuda olduğu gibi ekonomik konularda da insanlara yol gösteriyor. Yukarıda bazı temel konulardan; faizden, tasarruftan ve zekâttan bahsettik. Bahsedilecek konular artırılabilir. Fakat kısaca özetlemek gerekirse; sadece ekonomik konularda değil, hayatımızın her konusunda Allah’ın sözünü dinlersek/dinleseydik; hayat bizim için daha kolay ve yaşanılır olur.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın