Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Maymunlar Cehennemi

Padişahın maymun bir dostu varmış. Maymun padişahı o kadar çok severmiş ki her gece padişah uyurken başucunda beklermiş elinde koca bir hançerle. Padişaha herhangi bir zarar gelmesin diye. Bir gün o şehre bir hırsız gelmiş, bir eve girmiş. Ev sahibi olan ihtiyar uyanıp hırsızı görmüş. “Ey hırsız” demiş. “Burası fakir bir şehir, sen evlere gireceğine padişahın sarayına gir, çalınacak bir şey varsa ordadır”. Hırsızda kalkmış padişahın sarayına gitmiş. Merdivenini tam da padişahın yattığı odanın camına dayamış ve tırmanmış. Tam hırsız odaya girdiği sırada bir böcek padişahın üzerinde dolaşıyormuş. Maymun böceği hemen görmüş ve “Kötü böcek, padişahıma zarar verecek, dur şunu öldüreyim” demiş. Hançerini kaldırmış, tam böceğe ve dolayısı ile padişaha saplayacakken hırsız atılmış ve maymuna engel olmuş. O esnada padişah uyanmış. “Ne oluyor burada” demeye kalmadan hırsız durumu izah etmiş. “Ben hırsızlık yapmaya girdim buraya ama” demiş, “Bu manyak maymun az kalsın sizi öldürecekti.” Padişah durup düşünmüş. “Demek ki” demiş, “Akılsız dostum olacağına akıllı düşmanımın olması benim için daha hayırlı olmuş.” Toplumun her kesiminde böyle maymunlar görmek mümkün. Kabahat maymunların değil; maymunları alıp da yapamayacakları işlerin başına getirenlerin.

Yetkiyi ateşe benzetirler. Bize göre ateşten daha tehlikeli bir şey. Radyoaktif bir elementtir yetki. Doğru şekilde kullanılırsa büyük faydaları olur insanlar için. Yanlış kullanıldığındaysa vereceği zararın altından kalkmak mümkün olmayabilir. Toplumun içinde, toplumu yönetmesi ve yönlendirmesi konusunda yetkilendirilen insanların vasıflarına dikkat edilmesi gerekir. Kötü niyetten bahsetmiyoruz. Kötü niyetli olununca verilecek zararları tahmin bile edemiyoruz zaten. Bizim varsayımımız yetkililerin iyi niyetli olduğu yönünde. Kimse niyet iyiyse sorun yok demesin. Maymun örneği ortada. Gün aşırı yaşadığımız onlarca maymunluklar da ortada.

Yetkinin el değişmesi birkaç şekilde oluyor. Devlet yönetiminde atanma ya da seçilme yoluyla yetkilendiriliyor idareciler. İki durumda da işin ehline verilmeme riski mevcut. Atama yoluyla yapılan yetkilendirmelerde yanlış tercihler ve iltimas ihtimalleri var. Yapılması gereken söz konusu kişinin işin üstesinden başarıyla gelip gelemeyeceğinin iyi tahlil edilmesiyken bir de bakıyorsunuz ki sözü geçen kimselerle irtibat kurulmuş ve yöneticilikle ilgisi olmayan bir maymun yönetici olmuş. Bu maymun iyi niyetli bile olsa hikâyedeki gibi hançerini saplıyor toplumun böğrüne. Seçim yoluyla yetkili olan insanlar da var. Bunların arasında da ehil olmadıkları halde görev talep edenler en tehlikelileri. Aday olma süreçlerinde yine iltimas öne çıkıyor. Çeşitli siyasi hilelerle bir de bakıyorsunuz ki konuyla hiç alakası olmayan bir insan eline radyoaktif maddeden daha tesirli yetkileri almış, sonucunu düşünmeden kullanıyor yahut sonucunu düşünmeden kullanmıyor. Yetkinin yanlış kullanılması kadar kullanılmaması da büyük bir tehlikedir kimi zaman.

Bir konuda yetki sahibi olmak bir açıdan bakıldığı zaman ateşten gömlek giymek gibidir. Aile reisliğinden cumhur reisliğine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmek gerek idareciliği. Görünüşte farklı olsa da her türlü idari faaliyetin özünde olması gerekenler aynıdır. İdare edenin işinin ehli olması gerekir. Karakterinin sağlam olması, olumsuz yönlendirmelerden etkilenmemesi, haktan ve adaletten ayrılmaması aklımıza ilk gelenler. Göreve ve yetkiye talip olan kimselerin kendilerini çok iyi analiz etmeleri, “Acaba ben bu görevin altından kalkabilir miyim?” sorusunu kendilerine sormaları, yetkinin büyüsüne kapılarak göreve talip olmak yerine görev konusundaki yeterliliklerini düşünerek talip olmaları yahut vazgeçmeleri gerekir. Yetki verenlerin ve seçimlerde oy kullananların da aynı soruyu kendilerine sormaları, göreve getirilecek ve yetki verilecek kimsenin işin ehli olup olmadığını çok iyi düşünmeleri lazım. Yetki verenlerin, oy kullananların yaptıkları işin ciddiyetinin farkında olmamaları; niyetleri iyi olsa dahi böğrümüze saplanan hançerler olarak bize geri dönüyor.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın