Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Memurluk Sultanlıktır

Bmemureni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden diyor şair. Bizler de içimizden tuhafsıyoruz Orhan Veli’yi. Hangi devirde olursa olsun, hiç memuriyet bırakılır mı? En güvenilir işveren, en hoşgörülü işveren, en bonkör işveren. Hiç bırakılır da şairlik yapılır mı diyoruz. Devlette memur olmak var azizim. Evkafta memur, Hariciyede kâtip, harbiyede zabit, ne olursa olsun devlete dayaması lazım insanın sırtını. Bu güven duygusunu herkes tadabilse keşke.

 Devlet memurluğu en başta güven veriyor insana. Devlette memur olan insanın, memuriyeti onaylandıktan sonra artık çok büyük bir yanlış yapmadığı müddetçe işten atılma riski olmaz. Ne olursa olsun o işte sabittir devlet memuru. Oradan oraya sürülebilir, maaşı az olabilir, envai çeşit problemi olabilir ama atılması ihtimali olmaz. Yeri garantidir. Bir ikinci rahatlığı da devlet memurunun maaşının hiçbir zaman sallanma ihtimalinin olmamasıdır. Özel sektör çalışanının maaş ödemesi piyasanın durumuna göre aksayabilir. Dünya halidir, işveren madden sıkışık durumda olabilir, ya da işveren kötü niyetinden ödemeleri aksatıyor olabilir. Hiç fark etmez. Devlet memurunun maaşı ödenmesi gereken günde banka hesabında hazır olur. Bu da ikinci büyük güvencesidir memuriyetin. Devletimizin onlarca kurumu var çok şükür. Bu onlarca kurumun yüzlerce masası ve binlerce sandalyesi var haliyle. Ve bu sandalyeleri dolduran binlerce memurumuz. Biz sıradan insanlar da zaman zaman bu sandalyeleri işgal eden insanlarla irtibata geçmek zorunda kalıyoruz. Nüfus cüzdanımız eskiyor nüfus dairesine gidiyoruz, SGK’ da ve Bağ-Kur’da işlerimiz oluyor, vergilerimizi ödemek için Maliye’ye gidiyoruz, mülkümüz varsa Tapu dairesine yolumuz düşüyor… Bu liste uzadıkça uzuyor. Sırdan vatandaşlar olarak envai çeşit kamu kurumunda, değişik vazifelerde memurlarla muhatap olmak zorunda kalıyoruz. Lütfedip muhatap kabul ederlerse tabi ki. Devlet memurları karşısındaki birinci vazifemiz her zaman için haddimizi bilmek oluyor öncelikle. Kim olursak olalım, statümüz, durumumuz, bilgi birikimimiz, mesleğimiz, yaşımız her ne olursa olsun birinci vazifemiz haddimizi bilmek oluyor. Aksi cihette hareket etmeye kalkarsak hemen haddimiz bildiriliyor, sınırlarımız çiziliyor aynı anda. Kafamıza vura vura aynı şeyleri tekrar ediyoruz. Bu memur zatların bizim işlerimizi yapmak gibi bir zorunlulukları yok. İstemezlerse yapmayabilirler. İstemezlerse ağzımızla kuş tutsak dahi bu işi olduramayız. En iyi ihtimalle amirlerine şikâyet ederiz ki hiçbir zaman elle tutulur bir gerekçe gösteremeyiz. Gösterebilsek bile yarım saatte bitecek bir iş için saatlerce uğraşmış olmaktan başka bir şey geçmez elimize. Dolayısıyla efendi efendi gerdanımızı kırarız, belimizi bükeriz.

Bir kamu kurumunda işimiz var. Giriş kapısında her normal Türk vatandaşı gibi yüzümüze hemen mülayim bir tebessüm asarız. Başımızı hafiften öne eğer ve en zavallı ses tonumuzu takınırız. Daha kapıdan selamımızı verir, özür dilermişçesine meramımızı anlatırız. Kapıda bulunan görevli eğer ki önemli bir işi yoksa çayını içip bir başkasıyla konuşmuyorsa, ya da önünde olan bir şeyi okumuyorsa, tenezzül buyurup şöyle bir kafasını kaldırır bize ve “İkinci kata git” gibilerinden bir cümle sarf eder. Emir kiplerini ilkokulda öğrenmiştir ama tadına varmaya memuriyette başlamıştır. Memurların yüzde 90’ı vatandaşla emir kipinde konuşur. Aynı yüzde 90 vatandaşa asla “siz” diye hitap etmez. Kendisi memur olduğu için astı olan vatandaşa siz diye hitap etmeyi zül addeder. Aynı yüzde 90’ın bütün hal ve tavırlarından anlaşılır ki içinde bulunduğu kurumun bütün yükü kendi üzerindedir. Bu yükle hareket etmekteyken bir de sizin işinizle uğraşmak durumunda kaldığı zaman iyi bir fırça işitmeden işinizi bitirebiliyorsanız bravo size. Kafasını kaldırır, bunca işin arasında sen nereden geldin bakışı ile kötü kötü bakar suratınıza. “Şu kattaki şu odaya götür mühürlet şu belgeyi sonra bana getir” der. İlk demesinde anlamadıysanız dediğini; fırçanızı yersiniz ya da Bariton bir tonda tekrar eder emrini. Selamlar, kelamlar, zavallı ses tonları ile eğilip bükülerek işlerinizi gördükten sonra canınızı dışarıya attığınızda dünyalar sizindir artık. Göğsünüzü gere gere dolaşabilirsiniz. Kamu kurumlarının çalışanları çok iyi kalpli insanlar oldukları için hizmet ederler vatandaşlara. İsteseler dünyanın çivisini yerinden çıkarırlar. İsteseler vatandaşın burnundan getirirler her işi, fakat vicdanları müsaade etmez buna. Her zaman için vatandaşların işlerini hallederler; mecbur olmadıkları halde. Vatandaşların önemli bir kısmı bir şeyden anlamadıkları halde sinirlenmez, sadece daha yüksek bir ses tonuyla anlatırlar yapacaklarını. Babacan bir edayla verirler emirlerini. Buradan bütün memurlarımıza teşekkür ediyoruz. Allah hiçbirini başımızdan eksik etmesin diyoruz.

 

 

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın